“Bazı hikâyeler kağıda dökülmeyi bekler, bazıları ise çoktan ruhumuza mühürlenmiştir.
Burası benim zihnimin somutlaştığı, harflerle örülmüş dünyam.”
Burası benim zihnimin somutlaştığı, harflerle örülmüş dünyam.”
ANTROPOZLU KADINLAR CEMİYETİ
“Kim olduğunu hatırlıyor musun?”
Bir telefon bildirimi gibi düşen bu cümle, Handan Özdemir’in sıcak ve sahici anlatısında, görünmez kalmış
hayatların kapısını aralıyor. Antropozlu Kadınlar Cemiyeti; plaza katlarından mutfak masalarına, üretim
bandından sahne ışıklarına uzanan kadın hikâyelerini aynı mercan iplikle bağlıyor: hatırlamak, bağlanmak,
dönüşmek.
Bu kitapta kahramanlar “kusursuz” değil; gerçek.
Biri evde çay demlerken içini döküyor, biri nöbet arasında kendi nefesini hatırlıyor, biri yılların yükünü
bir cümleyle indiriyor. Mizah zırh, şefkat usul bir devrim. Her bölümde hem gülümseyecek hem boğazın
düğümlenecek hem de “Ben de buradan geçtim,” diyeceksin.
Okudukça rahatlayacaksın…
Rahatladıkça hatırlayacaksın…
Hatırladıkça bağlanacaksın…
Bağlandıkça dönüşeceksin.
Sıradanlığın görkemini yansıtan bu öyküler, yalnızca bir edebi metin değil; bir meydan kadar geniş, bir
mutfak kadar samimi, kalbine “silmeden önce” bir kez daha baktıran bir davet.
Haydi sayfaları çevir.
Belki hayatın içine yürümen ve kendini görmen için gereken tek şey; o ilk cümle.
Çünkü Cemiyet seni görüyor.
Ve bu kez, sen de kendini gör
Gizle İHTİYAR KRALİÇELER KIRAATHANESİ
Köşe başında solan bir kıraathane… Taçsız “kraliçeler”: hayattan emekli, umudu rafa kaldırmış, evde eşyaya dönmüş erkekler. Derken telefona bir titreme düşer: Demir Pençeler 24. Dönem. Nefes, duruş, tamirat, diksiyon, motosiklet, müzakere… “Yamuk prensesler” içeri girer; adamlık omurgasını bulur. Handan Özdemir, mizahı şefkatle harmanlayan sıcacık üslubuyla içinize usulca fısıldar: Şimdi derin bir nefes al… Omuzların gevşesin… Başlıyoruz. Bu kitap, kayınpeder gölgesinden çıkanları, kızlarının gözünde yeniden baba olanları, cimrilikle vedalaşanları, kalbini temiz bir cümleyle açanları anlatır. Sertlik değil duruş, hükmetmek değil sorumluluk… Merak ediyorsan ilk sayfayı aç. Telefon titrer, masalar dizilir, içeride bir ses uyanır: “Başlamak cesaret ister. Sen hazırsın.”